HZ.MUSA (AS) KISSASI(7)

Daha önceki yazımız da Musa (as) dağa gidince Samiri buzağıyı tanrı edinmişti. Yalnız Samiri’nin haklı bir mazereti vardı. O da Fir’avn ‘un mülkünü yağmalarken adil davranılmaması konusu idi. Şimdi BAKARA SURESİ 67.ayetin mealini yazalım:Ateş hocamız mealin başına uzun bir izah yazmış.Metne sadakat açısından aynen alıyorum.

İsrail oğullarından bir adam, bir Yahudiyi öldürmüş, suçunu gizlemek için de kendisi Hz.Musa’ya gidip şikayet etmiş, kaatilin bulunmasını istemişti. Musa katili aradı, fakat bulamadı. Allah onlara kaatilin bulunması için bir sığır kesmelerini, onun bir organıyla maktule vurmalarını emretti. İsrail oğulları emri alır almaz herhangi bir sığır kesecekleri yerde sığırın vasfını sormaya başladılar. Sordukça da işleri zorlaştı. Sonunda kendilerine buyrulan vasıfta bir sığır bulup kestiler, onun uzvuyla maktule vurdular.Allah maktulu diriltti ve maktul, kendisini kimin öldürmüş olduğunu söyledi. Böylece kaatilin şikayet eden adam olduğu ortaya çıktı.İşte Kur’an bu olayı anlatmaktadır.(S.Ateş)

Biz yukardaki açıklamaya katılmıyoruz. Zira mesnedi olmayan bir açıklamadır. Bize göre ölen Samiri’dir.  Ve manevi bir ölüm halindedir. Kur’an’ı Kerim’in manen ölenlere de ölü demesine bir örnek yazmak istiyorum:Neml 8o

80-Sen ölülere duyuramazsın, arkalarını dönmüş kaçarlarken sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.

Samiri’nin katilinin çok mal mülk alanlar olduğunu söylemeliyiz. Allah İsrail oğullarının bu mal mülk sevgisini tedavi etmek için bir inek kesmelerini emrediyor.Şimdi ayetleri yazalım. BAKARA SURESİ:

67-Musa kavmine:” Allah size bir inek kesmenizi emrediyor.” demişti. “Bizimle alay mı ediyorsun” dediler.”Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” dedi.

68-”Bizim için Rabb’ine dua et , onun ne olduğunu bize açıklasın.” dediler. Dedi ki:”O diyor ki:O (inek) ne yaşlı ne de körpe, ikisinin ortasında bir inektir! Haydi size emredileni yapın.”

69-Dediler ki:”Bizim için Rabb’ine dua et, renginin nasıl olduğunu açıklasın.” Dedi: “O diyor ki :”Rengi parlak, sarı bir inektir. Bakanlara sevinç verir.”

70-”Bizim için Rabb’ine dua et, onun nasıl bir şey olduğunu açıklasın. Zira o inek bize (başka ineklere) benzer geldi. Ama Allah dilerse mutlaka (emredileni yapmağa) yol buluruz” dediler.

71-Dedi:”O şöyle diyor:O, henüz boyunduruk altına alınmamış bir inektir. Yeri sürmez, ekin sulamaz. Salma, (çifte koşulmamış) hiç alacası yok.”   “İşte şimdi gerçeği getirdin.” deyip ineği boğazladılar; az daha yapmayacaklardı.

72-Hani siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkın da birbirinizle atışmıştınız: oysa Allah gizlediğinizi ortaya çıkaracaktı.

73-Onun için “(ineğin) bir parçasıyla o (öldürüle)ne vurun” demiştik. İşte Allah böylece ölüleri diriltir, size ayetlerini gösterir ki düşünesiniz.

Vurmanın Mısır esirlerinin dilinde “işaret etmek,  göstermek”  olduğunu söylemiştik. Dolayısıyla Musa as ın kıssasında vurma kelimesinin çok kullanıldığını ve bunun esirlerden oluşan bir cemaate hitap etmesinden kaynaklandığını söylemiştik.

Bize göre buradaki inek tek bir inek olmayabilir.Dolayısıyla eti verilen insanlar da Samiri taraftarları tek bir kişi olmayabilir.

Kıssaya 8.yazımızda devam edeceğiz.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

HZ.MUSA (A.S) KISSASI(6)

Fir’avn ve ordusu Nil’de boğulmuştu.

YUNUS SURESİ 92.ayet:Fir’avn’e hitaben:

92-Bu gün senin bedenini, (denizin dibinden) kurtarıp (sahilde) bir tepeye atacağız ki senden sonra gelenlere ibret olsun.Ama insanlardan çoğu bizim ayetlerimizden gafildir.

Allah Fir’avn’ın yenileceğine bir takım insanların zor inanacağını bildiği için onun cesedini insanların görebileceği bir tepeye atıyor. Ki görsünler Fir’avn’un yenildiğini anlasınlar. Mealdeki parantez içi ifadeleri kabul etmediğimizi daha önce söylemiştik. Dolayısıyla bize göre Fir’avn’un denizde değil Nil’de boğulmuştu.

Şimdi aşağıda Musa (as) ve ashabı için direnecek ciddi bir kuvvet kalmamıştı. Dolayısıyla Şuara Suresi’nde de gördüğümüz gibi Fir’avn ve taraftarlarının tüm malı mülkü İsrail oğullarına kalmıştı.

Şimdi BAKARA SURESİ 58-59.ayeti yazalım:

58-Dedik ki “Şu şehre girin, oradan dilediğiniz yerde bol bol yiyin; secde ederek kapıdan girin ve “hitta (ya Rabb’i bizi affet)” deyin ki biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım, biz güzel davrananlara daha fazlasını veririz.

59-Derken o zalimler, onu kendilerine söylenenden başka bir sözle değiştirdiler.Biz de yaptıkları kötülüklerden dolayı o zulm edenlerin üzerine gökten bir azab indirdik.

Burada son peygamberimizin Mekke’nin fethinde Mekke’ye girişini hatırlatmak isterim.Hiç bir gurur kibir ifadesi olmadan, hatta zaman zaman devesinin boynuna doğru eğilerek bazı ayetleri okuyarak girmişti. Allahu Teala İsrail oğullarına da Fir’avn’un şehrine girerken Allah bilinciyle girmeyi emrediyor.Fakat onlar mal mülk yağmalamanın peşine düşüyorlar.Mealdeki “azab indirdik” ifadesini bir çirkinlik indirdik, yani puta tapmalarına vesile oldu, şeklinde anlamanın daha isabetli olacağını düşünüyoruz.Zira riczun kelimesi pislik mundar iş anlamına da gelir.

İsrail oğulları Fir’avn’un mülkünü yağmalarken Musa (as) başlarında yoktu. İsrail oğullarının başında Harun (as) vardı.Yağmalama işi çok adil olmamıştı. Öküz,inek gibi hayvanlar zamanın en değerli mülkleri sayılıyordu. Zira günümüzden çok önce bir zaman diliminden bahsettiğimizi düşünmeliyiz. İsa(as) dan sonra bile yaklaşık 2 bin yıl geçtiği varsayılıyor.Yani daha bu gün bulunan eşyaların pek çoğunun henüz icad edilmediğini düşünmek gerekir.

Bazıları çok mal alırken bazıları az mal alabilmişti.Samiri’ye de bir buzağı düşmüştü. Ayette geçen ziynet kelimesini alimlerimiz altın gümüş olarak yorumlamışlardır. Bize göre mal mülk anlamındadır.Ceset kelimesini ise heykel olarak değerlendirmişler.Bize göre ayet sadece böğürebilen (yani tarla sürmeyen, süt vermeyen, bir şey diyemeyen, yol gösteremeyen) bir buzağının cesedini tanrı edindiler. Zira ayette ateşe attı ifadesi yok. Dolayısıyla ortaya attı diye anlamak gerektiğine inanıyoruz.Yani birbirleriyle kıyasladılar. Zira Samiri diyor ki Elçinin izinden bir avuç aldım. Onu attım. Bize göre elçinin izinden aldığı şey malların adil paylaşımı konusudur. Fakat mallar adil paylaşılmamıştır. Dolayısıyla Samiri aslında çok mal alanlara bir serzeniş bir protesto içindedir. Çok kızmıştır ve buzağıya “Tanrınız bu” demiştir. İnsanlar da Harun’a itaat etmeyi bırakarak buzağının başında birikmeye başlamışlardır. Musa (as) geldiği zaman Samiri’nin ölümüne hükmetmemiştir. Sadece buzağısını iyice yakarak külünü suya savurmuştur. Ona ceza olarak “bana dokunmayın” diyeceksin demiştir. Bundan sonra Musa (as) ın bakara(inek) kıssası başlar. Zira Samiri ölmüştür.Bize göre buradaki ölme manevi bir ölmedir. Dolayısıyla Samiri suçludur fakat öbürleri de suçsuz değildir. Onu öldürenler vardır.Şimdi konu ile ilgili ayetleri yazalım:

TAHA SURESİ 86,87,88 i yazalım:

86-Bunun üzerine Musa, çok kızgın ve üzüntülü bir halde kavmine döndü: “Ey kavmim, dedi. Rabb’iniz size güzel bir vaidde bulunmamışmıydı? (Ayrılış) süre(m) mi size uzun geldi? Yoksa Rabb’inizden bir gazabın üstünüze inmesini mi istediniz ki bana verdiğiniz sözden caydınız (beni izleyip gelmediniz)?”

87-Dediler ki:”Sana verdiğimiz sözden kendi başımıza caymadık; fakat o milletin (yani Mısırlıların) süs(eşyas)ından bize yükletil(ip taşıtıl)mıştı. Onları (ateşe) attık.Aynı şekilde Samiri’de attı.

İsrail oğulları kadınlarının, Mısırlılardan emaneten aldıkları mücevheratı toplayıp ateşte eriten Samiri.(S.Ateş)

88-Onlara böğürmesi olan bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. Dediler ki:”Bu sizin de tanrınız, Musa’nın da tanrısıdır, fakat o unuttu (da gitti, Tanrıyı Tur yöresin de arıyor)”

Ateş hocamız ayetleri böyle yorumlamış; bize göre ayette ateş kelimesi yok. O yüzden ateşe attık yorumuna katılmıyoruz. Ayrıca süs eşyası diye yorumlanan kelimeyi mal mülk olarak yorumlıyoruz. Attı ifadesini kıyaslamak için birbirlerine gösterdiler olarak yorumluyoruz. Mısırlılardan emaneten aldıkları ifadesini kabul etmiyoruz zira olay Fir’avn’un  ve ordusunun boğulmasından sonra olduğuna inanıyoruz. Cesed kelimesini heykel olarak yorumlamak yerine cesed şeklinde yorumluyoruz. “Onlara böğürmesi olan bir buzağı heykeli ortaya çıkardı” yerine “Onlara ancak böğürebilen bir buzağı ortaya çıkardı” şeklinde yorumluyoruz.Şimdi 89,90,91.ayeti yazalım:

89-Onlar görmüyorlar mı ki o (buzağı), kendilerine bir söz söylemez; ne bir zarar, ne de yarar veremez?

90-Önceden Harun, kendilerine:”Ey kavmim, andolsun siz bununla fitneye düşürüldünüz. (sınandınız). Rabb’iniz, o çok esirgeyen (Allah)dır. Gelin siz bana uyun, emrime itaat edin!” demişti.

91-(Hayır), dediler:”Musa bize dönünceye kadar buna tapmaktan vazgeçmiyeceğiz!”

Tevrat’ı almak üzere Tur-ı Sina’ya giderken yerine kardeşi Harun’u bırakmış olan Hz.Musa, kavmine sahip olmayıp sapıklığa düşmelerine göz yumduğunu sanarak kardeşi Harun’a çıkışmıştır.(S.Ateş)

92-”Ey Harun onların saptıklarını gördüğün zaman sana ne engel oldu?”

93-”Neden bana uymadın(niçin benim yolumu takip etmedin, benim yaptığım gibi kızıp onların sapmalarına mani olmadın)? Emrime karşı geldin dedi. (ve kardeşinin sakalından tutup, çekmeye başladı.)

94-(Harun kardeşini yumuşatabilmek için):”Ey anamın oğlu dedi, sakalımı başımı tutma.Ben senin:’İsrail oğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü tutmadın’ diyeceğinden korktum (da onun için idare yoluna gittim).”

95-(Bu defa Musa, Samiri’ye döndü):”Ey Samiri, ya senin kastın nedir,(nedir bu yaptığın senin)?”

96-(Samiri):”Ben dedi onların görmediklerini gördüm.(Cebrail’in sana vahy getirdiğini gördüm. O ruhani varlığın, ayağının değdiği her yeri ihya ettiğini biliyordum.O) elçinin ayak bastığı yerden bir avuç (toprak) aldım, onu (eritilmiş mücevheratın içine) attım; nefsim bana böyle (yapmayı)hoş gösterdi.

96.ayeti Ateş hocamız böyle yorumlamış:Ancak bize göre diğerlerinin görmediği ve Samiri’nin Elçi’nin izinde gördüğü şey adil paylaşımdır.Ateş hocamız elçiyi Cebrail olarak yorumlamış bize göre yanlış bir yorumdur.Bize göre elçi peygamber; yani Musa’dır(A.S) Malların adil paylaşılmadığını gören Samiri bir tür protesto içindedir.

Ayrıca Ateş Hocamız 91. ayetin açıklamasında Musa (as) ın Tur-ı Sina’ya gittiği şeklinde bir izah getirmiş, Tur-ı Sina’nın Sina yarımadasında bir dağ olduğu varsayılıyorsa bu yorumun tutarlı bir yorum olmadığını düşünüyoruz. Zira Fir’avn daha yeni mağlup olmuş, Musa (as) hemen kavminden ayrılmıştır. O zaman daha önce evler yaptıkları yere yakın bir dağ olmalı diye düşünüyoruz. Yani güney Mısır’da bir dağ olmalıdır.

97-(Musa):”(Defol) git dedi.Artık hayat boyunca sen:’Bana dokunmayın’ diyeceksin.(Kime dokunsan o hummaya yakalanacak, onun için devamlı olarak: bana dokunmayın diyeceksin, yalnız başına kalacaksın. Ahirette de ) sana vadedilen bir ceza var ki ondan asla şaşırılmayacaksın (mutlaka o cezanı tam zamanında bulacaksın).Şimdi durup taptığın tanrına bak.Biz onu yakacağız, sonra onu ufalayıp denize savuracağız.”

Burada bana dokunmayacaksın ifadesini Ateş hocamız kime dokunsan humma olacak şeklinde izah etmiş. Oysa bu izah mesnedi olmayan bir izahdır.Bize göre ifadenin izahı “seni ne aklayacağım ne de ceza vereceğim, sen kendine hep ceza verilecekmiş gibi sanacaksın” şeklinde izah edilmeliydi. Ahirette tam zamanında bulacaksın diye yorumlanan ceza da hemen verilen cezadır.Hemen verilen ceza ise buzağının yakılıp külünün denize savrulmasıdır.

Bundan sonraki 7.yazımızda Bakara kıssasını işleyeceğiz

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Hz.MUSA (A.S) KISSASI(5)

Şimdiye kadar ki bölümlerde Musa (as) Fir’avn’la tartışmış ve kendine inananlarla Mısır’ın güneyine çekilerek evler yapmışlar ve bir baraj inşa etmişlerdi. Barajın suyunu salarak bazen aşağı Mısır’da sel oluştuyor bazen de suyu keserek aşağıda kurbağa, kımıl  ve çekirge oluşmasına sebeb oluyorlardı. Ve bazen aşağı inip Fir’avn taraftarlarıyla çarpışıyorlardı…

TA-HA SURESİ 77.ayeti yazalım:

77-Andolsun biz Musa’ya:”Kullarım (İsrail oğulların)ı geceleyin (Mısır’dan çıkarıp)yürüt; (asa’nla suya) vur, denizde onlar için kuru bir yol (aç). (Fir’avn’ın sana) yetişme(sin)den korkma, (boğulmaktan) endişe etme.” diye vahyettik.

Süleyman Ateş hocamızın mealini parantezleri çıkarırsak “Kullarımı geceleyin yürüt; asanla vur ve denizde onlar için kuru bir yol aç, yetişmesinden korkma endişe etme diye vahy ettik olur.” Yalnız burada deniz diye çevrilen kelimenin bahr kelimesi olduğunu söylemeliyiz. Kelime daha önceki derslerimizde geçmiş ve “büyük nehir,okyanus,su birikintisi, ve deniz” anlamına gelebileceğini söylemiştik.Bize göre burada kelime “nehir” anlamındadır. O zaman meal “denizde kuru bir yol aç” değil, “nehirde kuru bir yol aç” olur. Eski Mısır’da değneklerle ve iplerle idare edilen esirlere karşı vur-manın  işaret etmek anlamına geldiğini görmüştük. Dolayısıyla Musa (as) nehirde nasıl kuru bir yol açacak?  Elbette ki barajın suyunu yukardan keserek nehir yatağının kuru bir yol gibi olmasını sağlayacaktır.

Kıssayı ŞUARA SURESİNDEN izleyelim:

52-Musa’ya:”Kullarımı geceleyin (Mısır’dan çıkar), yürüt; siz takibedileceksiniz.” diye vahyettik.

53-Fir’avn, (İsrail oğullarının gittiğini duyunca) şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.

54-(Onlara şöyle dedi):”Şunlar, (şu İsrail oğulları), az bir topluluktur.”

55-”Ve onlar bizi kızdırmaktadırlar.”

56-”Biz ihtiyatlı (koca) bir cemaatiz.”

57-Böylece biz onları (Fir’avn ve kavmini) bahçelerden çeşmelerden çıkardık.

58-Hazinelerden ve şerefli makamdan (çıkardık).

59-Böylece bunları İsrail oğullarına miras yaptık.

60-(Fir’avn ve adamları), güneş doğarken onların ardına düştüler.

61-İki topluluk (yaklaşıp) birbirini görünce Musa’nın adamları:”İşte yakalandık” dediler.

62-(Musa):”Hayır, dedi, Rabb’im benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir.

63-Musa’ya “Değneğinle denize vur!” diye vahyettik.(Vurunca deniz) yarıldı.(oniki yol açıldı).Her bölüm kocaman bir dağ gibi oldu.

64-Ötekileri de buraya yaklaştırdık (Musa ve adamlarının ardından, düşmanları da bu denizde açılan yollara girdiler).

65-Musa’yı ve beraberinde olanları tamamen kurtardık.

66-Sonra ötekilerini boğduk.(Musa ve adamları karaya çıkınca deniz kapandı, Fir’avn ve adamları boğuldu).

Bize göre mealin parantez içi yorum kısımlarını çıkarırsak Musa (as) önce nehri kurutup, kuru bir yol gibi yapmıştı daha sonra aşağı Mısır’da Fir’avn taraftarlarının göreceği şekilde ordusunu yürüttü ve nehir yatağından yukarı doğru yürümeye başladı. Fir’avn taraftarları da aynı yoldan takip ederlerken, Musa ve ordusu nehir yatağından çıkıp, (vahyin yardımı ile) baraj kapaklarını açtırdı. Ve dağ gibi dalgalar oluşarak Fir’avn ve ordusunu boğdu.Burada firk yani bölüm kelimesi geçiyor bu bize göre önceden Musa (as) kavminin her bölümüne su ayarlamıştı hatırlanacağı üzere bura da Firavn ve taraftarlarını boğmak için tüm kapakların açılması gibi bir durumun olduğunu sanıyoruz.Kıssaya bilinen yorumundan ayrı farklı bir yorum getirmenin ne tür sonuçları olur? diye bir soru sorulabilir.Biz de deriz ki Allah peygamberlerine bile yardım ederken sadece vahy ile yardım etmiştir.Bir takım olmazları peygamberine bile olur kılmamıştır.Vahy kapısı da artık kapanmıştır. Ümmet için vahyin yerini tutacak olan sahih bilgidir. O zaman ümmet gökten mucizeler beklemek yerine her konuda sahih bilginin takipçisi ve arayıcısı olmalıdır. Allah’ın sünnetullah’ı peygamberler için bile değişmemiştir.Su kimseye boğmaz olmamıştır. Kıssanın devamını 6.yazımızda işleyelim.


Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

HZ MUSA(A.S) KISSASI(4)

TAHA SURESİ 8o.ayeti alalım:

80-Ey İsrail oğulları biz sizi düşmanınızdan kurtardık ve Tur’un sağ yanında,( Musa’ya Tevrat’ı indireceğimizi) vadettik;üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.

Ayette geçen menn, bazı mıntıkalarda ağaçların ifraz ettiği bal gibi tatlı bir çeşit reçinedir.Yüce Allah İsrail oğullarının  bulunduğu mıntıkadaki ağaçlardan bu reçineyi akıtarak onları beslemiştir.Bu kelime kudret helvası diye tefsir edilir.(S.Ateş)

Bize göre esir olan İsrail oğulları serbestce cinsel muaşeret yapamıyorlardı. Zaten yapsalar bile erkek çocuklarının öldürülmesi tehlikesi vardı. Ayrıca semavi bir dine inandıkları için rast gele yerde cinsel muaşeret yapmayı uygun bulmuyorlardı.Geldikleri yerde evler yaparak kamil cinsel ilişki imkanına kavuştular.Menn kadın için erkeğin cinselliği, selva da erkek için kadının cinselliğidir. Burada enzelna (indirdik) ifadesinin kullanılmış olması bizce üzerlerini örtme imkanına kavuşmalarındandır.Burada turun sağ yanı ifadesi üzerinde de durmak istiyorum. Tur dağ demektir. Sağ yanı olduğuna göre bulundukları yer bir vadidir.Ve bu vadi muhtemelen Musa as’ın ilk vahyi aldığı kutsal Tuva vadisidir.(Taha Suresinin başında bahsedilir.)Bize göre Musa as Firavun taraftarı kişiyi öldürdükten sonra uzaklaştığı yer Filistin tarafı değil, Mısır’ın güneyidir. Dolayısıyla ilk vahyi burada almıştır.Ateş hocamın Musaya Tevratı indireceğimizi vadettik yorumu da havada bir yorumdur.Zira zaten Tevrat inmeye başlamıştır.Buradaki vaat bize göre Fir’avn’i yenecekleri vaadidir.Zaten Musa as Fir’avn in helaki için dua edince Rabb’i Zülcelalin duasını kabul edeceğini buyurduğunu görmüştük.

BAKARA SURESİ 57.ayeti alalım:

57-Bulutu üzerinize gölgelik çektik, size kudret helvası ve bıldırcın indirdik:”Size verdiğimiz güzel rızıklardan yeyin” (dedik) Ama onlar bize değil kendi kendilerine zulmediyorlardı.

Burada bulut diye terceme edilen kelimenin ğammeden türediği varsayılmıştır.Bize göre ğamadan türemiştir o zaman üzerinize evlerinizin tavanının örtüsünü örttük anlamına gelir.

BAKARA SURESİ 63.ayeti alalım:

63-Bir zaman da sizin sözünüzü almış, üzerinize dağı kaldırmıştık:” Size verdiğimizi kuvvetle tutun, içinde olanı hatırlayın ki (azabımızdan) korunasınız.” demiştik.

Burada dağı kaldırdık ifadesini bizce olağanüstü bir mucize yorumlamak yerine dağa set yaptık,dağa baraj yaptık şeklinde yorumlamak gerekir.Zira İsrail oğulları Firavun un ülkesinde her işi yapan esir kesimdi.Fir’avn taraftarları sadece bunları yönetmekle yetiniyorlardı.Bu gün Mısır da bulunan pramitleri de belki bu esirler yapmıştı.Yani sanatkar insandılar.Kaldırdık ifadesini Allah’ın bizzat kendi yaptı gibi yorumlamaya gerek yok geniş anlamıyla yeryüzünde yapılan her şeyi Allah yapmaktadır.

Yaptıkları barajı Nil Nehri üzerinde yapmış olmalılar.Neden Nil olarak düşündüğümüz ileriki ayetlerde daha iyi anlaşılacak.Tabiiki baraj olunca oluşan gölde bir takım balıkların üremesi de mümkün oluyor.

ARAF SURESİ 163.ayeti alalım:

163-Onlara deniz kıyısında bulunan şehir (halkın)ın durumunu sor.Hani onlar Cumartesine saygısızlık edip haddi aşıyorlardı.Çünkü (cumartesi günü avlanmaları yasaklanmıştı) Cumartesi (tatil) yaptıkları  (yasağa riayet ettikleri) gün balıklar onlara akın akın gelirdi. Cumartesi yapmadıkları gün (yani Cumartesi olmayan günlerde veya Cumartesine saygı göstermedikleri zamanlarda) balıkları gelmezdi. (Avlandıklarını anladıkları için artık balıklar, gelmez olmuş ve Allah’ın koyduğu yasağa uymamalarından ötürü rızıkları daralmıştı.) Biz onları yoldan çıkmalarından ötürü böyle sınıyorduk.

Bu ayette deniz diye terceme edilen kelime bahr kelimesidir.Bu kelime deniz anlamına geldiği gibi okyanus, su birikintisi, büyük nehir, derin alim anlamlarına da gelir.(Bakınız El Mevarid-Mevlüt Sarı) Yani burada baraj göleti olarak almamamız için hiç bir neden yok. Birde şunu söylemek gerekir durup dururken neden bir avlanma yasağı getirilsin ki.Bu gün bir çok gölde belli zamanlarda avlanma yasağı getirilmektedir. Bunun gayesi göldeki balıkların üreme zamanlarında avlanmasını yasaklayarak daha çok üremelerini sağlamaktır. Bazı tatlı su balıkları yumurtlama çevrimini bir haftada tamamlamaktadır. Bu konuda ehlinin bize vereceği bilgiler ufuk açacaktır. Bir haftada büyümese bile bir gün balık tutmayarak balığa bir nefes alma süresi tanınmış olacaktır.

Ayrıca cumartesi günü balık avlamanın yasak olmasının nedeni cumartesi gününün ilim ve irşat günü olmasından olabilir.Nitekim Kur’an da da cuma namazı saatinde alışveriş vsr yasaklanmıştır.Ayetlerden Hz.Musa’nın ashabının yiyecek menusunun çok zengin olmadığı anlaşılmaktadır.Balık bu  menude önemli bir yer tutuyor olabilir.Ve balık tutmakta çok zaman ayrılması gereken bir uğraş.Balık yasağıyla İsrail oğullarının mabede gelip ilim ve irşadla uğraşması amaçlanmış olabilir.

Hz.Musa ve ona inananlar Fir’avn’un egemenliğinin olmadığı veya zayıfladığı güney Mısır’a göçmüş evler yapmışlar, baraj yapmışlar ve barajda balık avlamaktadırlar. Önceki ayetlerde dağı üzerinize kaldırdık dediğine göre baraj evlerin yukarısında bir yerde olmalıdır. Şimdi evlerinin yanında akacak ve ziraat yapacak suya da ihtiyaçları olacaktır.

BAKARA  SURESİ  60.Ayeti alalım:

60-Bir zaman da Musa kavmi için su (yağmur) istemişti:”Asanla taşa vur”  demiştik.Bunun üzerine taştan oniki göze fışkırmıştı.Her bölük kendi içecekleri pınarı bilmişti:”Allah’ın rızkından yeyin için ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak (şuna buna) saldırmayın.” demiştik.

Tefsirlerimiz bu ayeti Hz. Musa’nın rastgele  bir taşa vurarak mucizevi bir şekilde taştan su çıktığı şeklinde açıklamıştır.Asanın eski Mısır’da bir egemenlik sembolü olduğunu egemenlerin esirlere asa ile işaret ederek iş yaptırdığını söylemiştik.Dolayısıyla asa ile bir şeye vurmak ona işaret etmek şeklinde anlaşılması gerektiğini söylemeliyiz. Burada Musa (as) ın vurduğu taş rastgele bir taş değil yaptıkları barajın taşıdır veya taşlarıdır. Dolayısıyla taştan yaptıkları barajın bazı taşlarını oynatarak kendi evlerinin yakınlarına su gelecek şekilde ayarlamışlardır.Burda peygamberin vurması işaret etmesi söylemesi şeklinde anlaşılmalıdır.

BAKARA SURESİ 61.ayeti alalım:

61-Hani siz demiştiniz ki:”Ey Musa biz bir yemeğe dayanamayacağız, bizim için Rabb’ine dua et de bize yerin bitirdiği sebzesinden, kabağından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarsın.” ( Musa):”İyi olanı daha aşağı olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin orada size istediğiniz var.”demişti. Üzerlerine alçaklık ve yoksulluk damgası vuruldu:Allah’ın gazabına uğradılar.Öyle oldu, çünkü onlar,Allah’ın ayetlerini inkar ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı.İsyana daldıkları,sınırı aştıkları için bunu hak ettiler.

Bu ayetin birinci bölümü Hz.Musa zamanında olmuş bir olayı anlatırken ikinci bölümü İsrail oğullarına bir gazab içerir.Birinci bölümündeki olay her ne kadar Allah’ın razı olmadığı bir davranış ise de sonuçta bir peygamberin ashabının davranışıdır.Nitekim son peygamberimizin ashabı için de bu tür eleştiriler yapılmış fakat onların peygamberin biricik ashabı ve seçilmiş nesil olmalarını engellememiştir. Mesela Bedir’ de kervanla karşılaşmak istiyordunuz…, Uhud’da peygamberin emrine itaat etmediniz…. ganimet topladınız….veya Medine’de hücrelerin arkasından bağırarak peygamberi çağırmayın…..gibi.Yani sonucta burada sözü edilen insanlar her türlü günahlarına rağmen Hz.Musa (as)’ın ashabıdır.Ayetin ikinci bölümü ise İsrail oğullarına bir kahır içerir.

Ayette bir şeye dikkat çekmek istiyorum.”Şehre inin!” buyruluyor.Demek ki bulundukları yer şehirlerden yüksekte bir yer.Nil nehri aşağı doğru aktığına göre, bir nehir yukardan aşağı doğru aktığına göre Nil’in doğduğu tarafda ve Nil’in üzerinde bir yerdeler.(Orjinal metinde Mısra inin geciyor,Ateş hocamız Mısır kelimesini neden zikretmedi anlayamadık.) Eğer şehirlere inmenin bir mahzuru olmasa peygamber buyurur; bazılarını şehre gönderir ve istediklerini satın alırlar gelirler.Fakat şehre inmenin bir mahzuru var o da şehirlerde Fir’avn’ın sözünün geçmesi, ve indikleri takdirde esir olacakları gerçeğidir.Bunu iyi olanı kötü olanla değiştirmek ifadesinden anlıyoruz.

Hz.Musa ve ashabı yaptıkları barajda suyu ilanihaye tutamayacaklarına göre düşmanları olan aşağı Mısır’daki(haritaya göre yukarı) Fir’avn’e zarar verecek şekilde sel oluşturarak zaman zaman suyu salıyorlar.

ARAF SURESİ 133.ayeti yazalım:

133-Biz de onların üzerine ayrı ayrı mucizeler olarak Tufan, Çekirge, Kımıl,(haşerat),Kurbağalar, ve Kan gönderdik; ama yine büyüklük tasladılar, ve suçlu bir topluluk oldular.

Tefsirlerimiz bu ayeti izah ederken tufan, çekirge,kımıl,kurbağa ve kanın birer mucize olarak gökten geldiği veya kendiliğinden olduğu şeklinde tefsir eder.Fakat böyle bir izahdan ziyade yukardaki barajdan su salınarak sel oluşturulduğu ve zaman zaman kesilerek te kuruyan nehir yatağında kurbağa ve çekirge ve kımıl oluşacağı düşünülmelidir.Bizce ayetin baş tarafının doğru meali şu şekilde olursa daha isabetli olur.”Biz de onların üzerine tufan, çekirge, kımıl, kurbağa,kan ve ayetler gönderdik…”Kan ise Hz.Musa ve ashabının zaman zaman aşağıya akın yaptıkları ve Fir’avn taraftarlarıyla çarpıştıklarını düşünmeliyiz.Tabi bu çarpışmalarda her iki tarafdan kan akması ihtimali her zaman vardır.

Başka ayetlerde Karun’un (Fir’avn’ın işadamı zengini) sarayının çöktüğünden bahsedilir.Karun’un sarayının nehir kenarında olabileceği ve oluşan bir selde çökebileceği düşünülmelidir.

ARAF SURESİ 134ve 135.ayeti yazalım:

134-Üzerlerine azab çökünce:”Ey Musa dediler bizim için Rabb’ine -sana verdiği söz hürmetine- dua et; eğer bizden azabı kaldırırsan, muhakkak sana inanacağız ve mutlaka İsrail oğullarını seninle beraber göndereceğiz!”

135-Biz onlardan geçirecekleri bir süreye kadar azabı kaldırınca hemen yeminlerini bozmağa başladılar.

İsrail oğullarından bir kısmı Hz Musa (as) ın yanında olmakla beraber kaçma imkanı bulamayan bir kısmı hala Fir’avn’ın esiri durumundadır.Onları bırakacaklarına dair anlaşma yapıyorlar fakat sözlerinde durmuyorlar.

Bundan sonraki olayları 5.yazımızda inceleyelim.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

HZ.MUSA (A.S) KISSASI(3)

Bu yazımızın üçüncü bölümünde Hz.Musa ile Fir’avn taraftarlarının karşılaşmalarını diğer surelerdeki anlatılan şekillerini inceleyeceğiz.

(ARAF SURESİ’NDE ANLATILAN BÖLÜM)

106-(Fir’avn) dedi: “Eğer bir ayet (mu’cize) getirmiş isen, hakikaten doğru söylüyorsan göster onu bakalım!”

Bir çok müfessir ayet kelimesine mu’cize şeklinde anlam vermektedir. Bizce bu yol yanlış bir yoldur. Ayet kelimesini delil şeklinde meallendirmek gerekir.

107-Bunun üzerine (Musa) asasını yere attı, birden o açıkça bir ejdarha (oluverdi).

Suğban kelimesine ejderha anlamı vermek bizce burada yanlıştır. Zira suğban kelimesi  yarmak, akıtmak anlamına gelen seabe kökünden gelir. Ejderhaya suğban denmesi de yılanın akar gibi gitmesindendir. Nitekim dilimizde de “yılan aktı gitti..” şeklinde kullanılır.Dolayısıyla burada nehir veya göl anlamını almak daha doğrudur. Zira akan daha önce de söylediğimiz gibi asa değil Musa ( as) ın sözleridir.

108-Ve elini koltuğunun altından çıkardı, birden o, bakanlar için bembeyaz parlayan bir şey oldu.

Ayetin orjinalinde koltuk veya cep anlamına gelecek bir şey yok. Elini çıkardı anlamına gelen birinci bölümü anlattı… anlattı…. ve kendine biate çağırdı. Şeklinde anlamak gerekir.Zira son peygamberimizin uygulamalarından da anladığımız gibi biat elle yapılan bir şey ve söylediklerini, peygamberliğini onaylıyorum anlamına gelir. Peygamberin elinin olağandışı bir şekilde ışık saçan bir şeye dönüştüğü yolundaki yorumlara katılmıyoruz. Burada beyazlık bizce nurlu yol tamlamasında olduğu gibi bir benzetmedir. Ve bu beyazlığı elde değil ağzın söylediklerinde aramak gerekir.

109-Fir’avn kavminden ileri gelen bir topluluk dediler ki :”Bu çok bilgili bir büyücüdür!”

110-”Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor ne buyurursunuz?”

111-”Onu da kardeşini de beklet dediler, şehirlere toplayıcılar yolla.”

112-”Bütün bilgili büyücüleri (toplayıp) sana getirsinler.”

113-Büyücüler Fir’avn’e gelip:”Eğer üstün gelen biz olursak, elbet bize bir mukafat var değil mi?” dediler.

114-(Fir’avn):”Evet, dedi, hem de siz (benim) yakınlar(ım)dan (olacak)sınız!”

115-Dediler ki:”Ey Musa, sen mi (önce hünerini ortaya) atacaksın, yoksa (önce) atanlar biz mi olalım?”

Sayısı çok fazla esir kullanan Eski Mısır ahalisinin asayı atmak olarak konuşmak anladığını tersinin ise asayı kullanmak yani değneklemek kamçılamak anlamına geldiğini söylemiştik. Oysa alimlerimiz asayı ortaya atmak şeklinde anlamışlardır.Bizce burada asayı atmak konuşmak demektir.Dolayısıyla sihirbazların ortaya attığı şey batıla sürükleyen sözleridir.Ateş hocamız da bu inceliği kavrayamamış ortaya atılan bir şey varmış gibi düşünmüştür.

116-”Siz atın” dedi.(Hünerlerini ortaya) atınca, insanların gözlerini büyülediler, onları ürküttüler ve büyük bir büyü (ortaya) getirdiler.

117-Biz de Musa’ ya:”Asanı at” diye vahyettik. Bir de baktılar ki o, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.(Musa’ nın ejderha olan değneği, büyücülerin büyülerini yutup yok etmişti.)

Alimlerimiz büyücülerin bazı olmazları oldurabileceği gibi yanlış bir kabulle ayetleri değerlendirince büyücülerin ortaya koyduğu olağan üstü bir şeyler varmış gibi değerlendirmişlerdir.Bunu böyle değerlendirince de peygamberin onlara galip gelmesini de olağan üstü bir şekle sokmaya meyletmişlerdir.Büyücülerin yaptığı büyü diğer ayetlerden anladığımız gibi değneklerle ve iplerle bir çok esirin tutulduğu bir düzenin methiyeciliğini yapmaktır.Asayı atmak demenin konuşmak anlamına geldiğini önce söylemiştik.TELGAFU kelimesini ağzıyla yuttu diye tercemenin yanlış olduğunu sözleriyle onları mağlup etti anlamında almanın doğru olduğunu söylemiştik.Aynı kelime Taha suresin de de geçmişti.

118-Gerçek ortaya çıktı ve onların bütün yaptıkları batıl oldu.

119-Orada yenildiler, küçük düştüler.

Benzer ifadelerle hatta bazen aynı kelimelerle ŞUARA Suresinde de aynı olay anlatılır.Şimdi kıssanın devamını YUNUS Suresinden izleyelim:

83-Fir’avn’ın ve adamlarının kendilerine kötülük yapmasından korktukları için kavminin içinde Musa’ya yalnız (genç) bir takımdan başkası inanmadı.Çünkü Fir’avn yeryüzünde çok ululanan ve çok aşırı gidenlerden idi.

84-Musa dedi ki:”Ey kavmim eğer Allah’a inandıysanız,gerçekten (O’na) teslim olan insanlar iseniz O’na dayanın.”

85-Dediler ki Allah’a dayandık, Rabb’imiz bizi zalimlere tecrübe (konusu) yapma (onları bize musallat etmek suretiyle deneme).

86-Rahmetinle bizi o inkarcı toplumdan kurtar.”

87-Musa ve kardeşine: “Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın ve evlerinizi karşı karşıya kurun, namaz kılın ve mü’minleri müjdele(yin).” diye vahyettik.

Buradaki evleri Fir’avn’ın hakim olduğu aşağı Mısır olarak düşünmemek gerekir.Zira burada Fir’avn’un kendilerine rahat vermeyeceğini bilmektedirler.Biz bu evlerin yukarı Mısır’da (haritaya göre aşağı,güney tarafda) Firavn’un hakimiyetinin olmadığı veya daha az nufuz edebildiği Nil’in doğduğu tarafa evlerini yaptıklarını düşünüyorum.Neden böyle düşündüğüm, ileriki ayetleri (kıssanın devamını) işlerken anlaşılacak.

88-Musa:”Rabb’imiz dedi sen Fir’avn’a  ve adamlarına dünya hayatında  süs(ler) ve nice mallar verdin. Rabbimiz, (insanları) senin yolundan saptırsınlar diye mi? Rabb’imiz onların mallarını yok et, kalblerini sıkki, acı azabı görünceye kadar inanmasınlar!”

89-(Allah):”Duanız kabul olundu dedi,doğru olun, bilmezlerin yoluna uymayın.”

Burada İsra Suresi 101.ayeti yazmak istiyorum:

101-Andolsun biz Musa’ya açık açık dokuz ayet (mu’cize) vermiştik. İşte İsrail oğullarına sor: O onlara gelmiş, Fir’avn :”Ey Musa, ben seni  büyülenmiş sanıyorum” demişti.

Hz Musa’ya verilen mu’cizeler :Ejderha olan asa, ışık veren el, çekirge, kımıl, kurbağa, kan taştan suyun fışkırması, denizin yarılması, dağın İsrail oğullarının başının üstüne kaldırılmasıdır.(S.Ateş)

Bize göre burdaki dokuz ayet son peygamberimize vahyedilen Alak Suresi’nin ilk ayetleri gibi verilmiş dokuz ayettir.Bunları olağan üstü olaylar olarak yorumlamak bir sapma, bir bidattir.Zira asasının ne anlama geldiğini ve elinin beyaz olmasının anlamını görmüştük. Diğer olayları da kıssanın devamında göreceğiz.

Hz.Musa kıssası bir çok sureye serpilmiş durumdadır.Biz burada kıssanın kronolojik (zamansal) bütünlüğünü kurmaya çalışıyoruz.Kıssaları işlemeye başlarken ayetlerdeki diğer anlamlarını ihmal edip olaylar üzerine yoğunlaşacağımızı söylemiştik.Şimdi Musa(AS) inananlarla beraber güneye kendilerine karşı karşıya olacak şekilde, yani bir baskında birbirleriyle dayanışma yapabilecekleri bir düzende evler yapıyorlar.Buraya yerleştikten sonraki olayları dördüncü yazımızda inceleyelim.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

HZ.MUSA (A.S) KISSASI(2)

(TA-HA SURESİNDE ANLATILAN  OLAYLAR)

Prof.Dr Süleyman Ateş hocamın mealinden ayetler alarak konumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz;

24-”İmdi sen Fir’avn’e git çünkü o çok azdı.”

25-(Musa) dedi ki:”Rabbim benim göğsümü aç (risalet görevimi yapabilmem için yüreğimi genişlet)”

26-”Bana işimi kolaylaştır.”

27-”Dilimden (şu)düğümü çöz.”

28-”Ki sözümü anlasınlar.”

29-”Bana ailemden bir vezir ver.”

30-”Kardeşim Harun’u.”

31-”Onunla arkamı kuvvetlendir.”

32-”Onu da işime ortak yap.”

33-”Ki seni çok tesbih edelim.”

34-”Ve seni çok analım.”

35-”Şüphesiz sen bizi görmektesin.”

36-(Allah) buyurdu: “Ey Musa istediğin sana verildi.”

37- “Zaten biz sana bir kere daha lutufta bulunmuştuk.”

Bakara Suresinde açıklandığı üzere Fir’avn İsrail oğullarının yeni doğan erkek çocuklarını kestiriyor, kız çocuklarını sağ bırakıyordu. Musa  Aleyhisselam doğunca annesi endişeye düştü.Çünkü onu da öteki çocuklar gibi keseceklerdi. Yüce Mevla, Musa’yı kurtarmanın yolunu Musa’nın annesine ilham ile öğretiyor:(S.Ateş)

38-”(Sen doğduğun zaman),annene vahyedileni vahyetmiştik:”

39-”Onu sandığa koy,suya at; su onu sahile bıraksın; onu benimde düşmanım onun da düşmanı olan biri alacaktır.”

Gerçekten annesi öyle yaptı, Musa’yı sandığa koyupdenize veya Nil nehrine attı.Hanımı Asiye ile birlikte bahçesinde oturmakta olan Fir’avun, su üstünde bir sandığın geldiğini görünce onu çıkarttı, açtırdı, içindeki çocuğu gördüğünde çocuğa karşı yüreğinde son derece bir sevgi hissetti.İşte yüce Allah  Musa’ya olan bu lutfunu yadediyor.(S.Ateş)

“(Ey Musa), gözümün önünde büyüyesin diye senin üzerine benden bir sevgi koydum (görenler senin üzerine koyduğum bu sevgiden ötürü sana meftun oldular).”

Musa’ya bir süt annesi gerekti. Çünkü Musa verilen hiç bir memeyi tatmamıştı. Süt anne arıyorlardı Musa için.Musa’nın kız kardeşi, ne oldu diye gizlice onu araştırırken onun için bir süt annesi arandığını öğrendi:(S.Ateş)

40-”Kız kardeşin gidip ona bakacak birini size göstereyim mi?”  diyordu.Böylece seni annene geri verdik ki gözü aydın olsun, üzülmesin.Sen bir de adam öldürmüştün.(Bir Mısırlı ile dövüşen İsrailli bir adam senden yardım isteyince, Mısırlıya  bir yumruk vurmuştun, o da ölmüştü).Yine seni tasadan kurtarmış ve seni imtihana çekmiştik. Medyen halkı arasında yıllarca kaldın.Sonra (senin için) takdir ettiğimiz bir vakitte bize geldin ey Musa !

41-”Seni kendim için seçtim.”

42-”Sen ve kardeşin, ayetlerimi götürün, beni anmakta gevşeklik etmeyin.”

43-”Fir’avn’e gidin çünkü o azdı.”

44-”O’na yumuşak söz söyleyin, belki öğüt alır veya korkar.”

45-Dediler ki:”Rabb’imiz, onun bize taşkınlık etmesinden yahut iyice azmasından korkuyoruz.”

46-”Korkmayın dedi, ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm”

47-”Haydi varın ona deyin ki: biz senin Rabb’inin elçileriyiz; İsrail oğullarını bizimle gönder,onlara azab etme. Biz Rabb’inden sana ayetler getirdik. Esenlik hidayete uyanlaradır.

48-”Bize (Allah’ı) yalanlayıp (O’ndan) yüzçevirenin, azaba uğrayacağı vahyolundu.”

49-(Fir’avn):”Rabb’iniz kim ey Musa?” dedi.

50-(Musa):”Rabb’imiz her şeye yaratılışını (varlığını ve biçimini) verip sonra onu doğru yola ileten (yaratılış gayesine uygun yola yönelten)dir.” dedi.

51-(Fir’avn):”peki ya ilk nesillerin hali nice olacak?”  dedi.

52-Dedi ki: Onların bilgisi Rabb’imin katındabir kitapta (Levh-i Mahfuz)dadır. Rabb’im şaşmaz ve unutmaz.”

53-O ki yeri size beşik yaptı ve onda sizin için yollar açtı, gökten bir su indirdi. Onunla her çeşit bitkiden çiftler çıkardık.

Bu da Kur’anın ilmi bir mucizesidir. Zira bitkilerin de erkekli dişili olduğuna, bitkide erkek ve dişi tohumların bulunduğuna işaret edilmektedir.(S.Ateş)

54-Yeyin, hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz bunda, akıl sahipleri için (Allah’ın birliğine) işaretler vardır.

55-Sizi ondan (yani yerden) yarattık, yine oraya döndüreceğiz ve bir kez daha ondan çıkaracağız.

56-Andolsun biz, o Fir’avn’e ayetlerimizin hepsini gösterdik yinede yalanladı ve ve dayattı.

57-Ve:”Sen bizi büyünle yurdumuzdan çıkarasın diye mi geldin ey Musa?” dedi.

58-Biz de mutlaka sana (se)nin  (büyün) gibi bir büyü getireceğiz.Sen şimdi seninle bizim aramızda bir buluşma zamanı ve yeri tayin et: ne senin ne de bizim caymayacağımız uygun bir yerde olsun.”

59-(Musa) buluşma zamanınız ,Süs günü (bayram günü) ve insanların toplandığı kuşluk vakti olsun.” dedi.

60-Fir’avn dönüp gitti, hilesini (büyücüleri ve onların aletlerini) topladı, sonra (belirtilen yere) geldi.

Düz ve geniş bir alan.Her taraf  seyre gelen halkla dolu.Bir tarafta Fir’avn, büyücüleri ve adamları, öbür tarafta Musa ve kardeşi Harun. Musa burada da tebliğ görevini ihmal etmiyor.(S. Ateş)

Üstad sanki peygamberin birinci görevi mucize göstermek, ikinci görevi tebliğ gibi bir cümle kurmuş bizce zaten peygamberin görevi sadece tebliğ ve örnek olmak olmalı (A.Tuğlu)

61-Musa onlara: “Yazık size, dedi. Allah’a yalan uydurmayın. Sonra (O) bir azap ile kökünüzü keser, doğrusu iftira eden perişan olmuştur!”

62-(Firavn’ın topladığı büyücüler),işlerini kendi aralarında tartıştılar ve gizlice konuştular.

63-Dediler ki : “Bunlar iki büyücü, başka bir şey değil. İstiyorlar ki sizi yurdunuzdan çıkarsınlar, ve sizin örnek yolunuzu (en güzel dininizi) gidersinler”

64-Onun için siz hilenizi toplayın, sonra sıra halinde gelin.Bu gün üstün gelen başarmıştır.

65-(Büyücüler önce Musa’nın işe başlamasını istediler) Dediler ki:” Ey Musa, ya sen at, yahut önce atan biz olalım.”

Daha önce Eski Mısır’da değneklerle ve iplerle idare edilen esirlere karşı konuşma zamanının asayı atma zamanı, olduğunu söylemiştik. Dolayısıyla burda ortaya atılan  sözden başka bir şey olmadığını sadece birbirlerini ikna etmeye çalıştıklarını düşünmek gerekir.

66-(Musa): “Hayır siz atın!”  dedi. (Attılar,Musa) birde ne görsün: Büyülerinden ötürü onların ipleri ve sopaları  hakikaten koşuyor gibi görünüyor.

Burada alimlerimiz (TES’A) kelimesine koşuyor anlamı vermişlerdir.Oysa bu kelime iş görmek, hükmünü icra etmek anlamlarına da gelir.Buradaki ipleri ve değnekleri sanki büyücüler tartışma alanına atmış gibi anlamışlardır. Oysa sözü edilen ip ve değnekler Fir’avn ın esirleri bağladığı ve onları idare ettiği değneklerdir. Alimlerimizin yanlışlarından biri de sihir yani büyü yoluyla bir takım olmazların oldurulabileceği mesela değneklerin ve iplerin yürütülebileceği inancıdır.Bize göre bu inanç İslam’a uymaz. Ayrıca tevhidi de zedeler.

67-Bu yüzden Musa, içinde bir korku duydu.

Burada Musa’nın korktuğu şeyin ortaya atılmış değneklerin ve iplerin yürümesi değil ipler ve değneklerle büyük bir insan kitlesini idare edip onları esirleştiren anlayış olduğunu düşünmek gerekir.Bize göre İslam’ın sihir anlayışı bir takım olmazları olduran bir iş değil etkileyici söz gücüyle insanları doğru yoldan uzaklaştırma işidir.

68-(Biz kendisine):”Korkma dedik üstün gelecek sensin sen!”

69-”Sağ elindekini at! Onların yaptıklarını yutacaktır. Çünkü onların yaptıkları bir büyücünün hilesidir.Büyücü de nereye varsa iflah olmaz!”

Hz.Musa asasını attı. Musa’nın ejderha olan asası büyücülerin hayallerini yutuverdi.(S.Ateş)

“Sağ elindekini at” şeklindeki hitabı “ konuş” şeklinde anlamamız gerekir.Dolayısıyla Musa AS’ ın ortaya attığı bir şey yoktur.Sadece iplerle ve değneklerle kurulu bir diktatörlüğün iyi bir şey olmadığını anlatmıştır. TELGAF kelimesini ağzıyla yutmak yerine sözünle yıkmak şeklinde anlamak gerekir.


Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

HZ. MUSA (A.S) KISSASI(1)

( TA-HA SURESİ’NDE ANLATILAN OLAYLAR)

Yazıma başlamadan önce, kitaplarından her zaman yararlandığımız; Mevarid sahibi Mevlüt SARI, Dağarcık sahibi Serdar MUTÇALI,Yeni Kamus sahibi Prof.Dr.Hayrettin KARAMAN ve Prof.Dr.Bekir TOPALOĞLU, Meallerinden yararlandığımız Prof.Dr. Süleyman ATEŞ Ve Ali BULAÇ ve diğer meal ve tefsir yazarı ulemaya eserlerinin kendilerine bağışlanma ve yüce makamlara ulaşma vesilesi olmasını Yüce Yaratıcı’dan dilerim.

Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi, bu yazılarımızın sonunu getirene kadar kıssalar konusunu incelerken, vuku bulan olayların sağlıklı anlaşılması üzerinde yoğunlaşıp diğer anlamlarını ihmal edeceğiz. Zira olayların cereyan edilişinin anlaşılması konusunda bir takım sıkıntılar bulunduğuna inanıyoruz.Bu yazımızda da mealleri Prof.Dr.Süleyman ATEŞ hocamın mealinden alacağız.

Bu arada şöyle bir not geldi.Ateş Hoca’nın mealinden yararlanıp bazen neden  onun eserinden ayrı görüş belirttiğimiz şeklinde bir soru.Bizde ilim ehli olmak yanlış anlaşılıyor. Bir alim kimsenin kendisini körü körüne taklit etmesini istemez.Bir alim kendisini takip edenlerin de alim olmasını ister.Dolayısıyla bir alimin yoluna en iyi uyanlar, onlar gibi alim olanlardır. Hikmetini anlamadan taklit etme işine Kur’an-ı Kerim İsrailoğulları üzerinden “maymunlara döndüler” buyurur. Zira hikmetini anlamadan yapılan bir iş hiç bir zaman tam taklit olmayacaktır.İnsan anlayamadığı bir şeyi hakkıyla taklitte edemez.

Musa as kıssasını anlamaya çalışırken şunları göz önünde bulundurmamız gerekir. Birincisi bir çok alime göre “İsrail” kelimesi Yakub’un diğer adı değil,”esir”  kelimesinin çoğuludur.Fakat bu esir olanlar Yakub as’ın torunları olduğundan Yakub oğulları=İsrail oğulları şeklinde anlaşılmıştır.Bunu ayetler de destekliyor daha Musa as doğmadan Firavun İsrail oğullarının erkeklerini öldürmekte kızlarını sağ bırakmaktadır.(28 Kasas 4, 2Bakara 49)  Musa as geldikten sonra da uygulamaya devam ediyor.(7 Araf 127) Aynı zamanda bu topluluğun yani İsrail oğullarının başka bir yere gitme, hicret etme hakkıda yok. Zira Musa as ın Firavunla karşılaştığında ve başka zamanlarda taleplerinden biri İsrail oğullarını kendisiyle göndermesi yani serbest bırakması.(7 Araf 105)

Eski Mısır’da esirlerin büyük bir insan kitlesi oluşturdukları ve bu büyük insan kitlesinin ancak ipler ve değneklerle zabt edildiği  anlaşılmaktadır. Esirlere iş yaptırmak istendiği zaman önce yapılacak iş anlatıldıktan sonra iş layıkıyla yapılmazsa esirlerin  değneklenmesi (kamçılamak) gerektiği açıktır.Dolayısıyla Mısır anlayışında asillerin (Firavun’un kavminden olanların) değnekleri vardır.İşlerini gördürecekleri çok sayıda esirleri bulunmaktadır.Bu asiller yapılacak işleri esirlere tarif ederken değneklerini atmakta, işleri yapmazlarsa değneklemektedirler.Buraya dikkatinizi çekmek isterim.Eski Mısır’da  değneği atma vakti KONUŞMA vaktidir. Zira önce konuşarak iş tarif edilmekte sonra da iş yapılmazsa değnek çalışmaktadır. Şunu da  önemle belirtmek isterim ki, bu düzende bir işin yapılması demek oraya VUR-ULMASI, yani gösterilmesi veya esirlerin oraya vurarak yönlendirilmesi demektir.

Firavun için 89 Fecir Suresi 10 ayette “kazıklar sahibi Firavun” diye söz edilmektedir.Kazık sivriltilmiş değnek demektir.Sivriltilmiş asa demektir.

Şimdi konumuzu Ta-Ha Suresinden mealler alarak işlemeye devam edelim.

9-Musa’nın haberi sana geldi mi?

10-Hani (O), bir ateş görmüştü de ailesine:”Siz durun ben bir ateş gördüm,belki ondan size bir kor getiririm,yahut ateşin yanında bir yol gösteren bulurum” demişti.

11-(Musa),o (ateşin yanı)na gelince kendisine “Ey Musa!” diye seslenildi.

12-”Ey Musa Ben (evet) Ben senin Rabb’inim! Pabuçlarını çıkar.Çünlü sen kutsal vadide, Tuva’dasın”

13-”Ben seni seçtim,(sana) vahyolunanı dinle.”

14-”Muhakkak ben,(evet) ben  Allah’ım; benden başka tanrı yoktur.(Yalnız) bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl.”

15-”(Kıyamet )saat(i) mutlaka gelecektir.Herkes peşinden koştuğu (hayır veya şer) ile cezalansın diye neredeyse onu gizleyeceğim.(geleceğini söylemeyeceğim.Ama insanların yararına olduğundan onun  geleceğini söyleyip insanları uyarıyorum).”

16-”Ona inanmayıp (nefsinin) arzusuna uyan kimse, seni on(a inanmak)dan alıkoymasın, sonra helak olursun!”

17-”Sağ elindeki nedir ey Musa?”

18-(Musa) dedi:”O asamdır.Ona dayanıyorum  ve  onunla davarıma yaprak silkeliyorum ve onda benim bir çok ihtiyaclarım var(onunla bir çok ihtiyaclarımı gideriyorum)”

19-(Allah) buyurdu:” (Yere) at onu ey Musa!”

20-(Musa) attı,birde ne görsün o,(küçük bir yılan gibi süratle) koşan kocaman bir yılan!

21-(Allah) :”Al onu dedi,korkma biz onu yine ilk durumuna sokacağız”

22-”Elini (sol) yanına sok;bir hastalık olmadan ayrı bir mucize olarak bembeyaz durumda çıksın”

23-”Ki sana en büyük mucizelerimizden bazılarını göstermiş olalım.”

Süleyman Ateş hocamız ayetlere böyle mana vermiş. Ancak biz 20.Ayetten sonraki ayetlerde farklı düşünüyoruz şöyleki: Asayı atmak demek Mısır asillerinin lisanında konuşmak demek olduğunu önce söylemiştik.Dolayısıyla Allah Musa’ya içinde bulunduğu toplumun diliyle hitap ediyor.”Asanı at derken anlat” diyor. Mısır düzeninde asa sahibi olmak esirlere buyurma gücünün olmasını ifade ettiğini söylememiz gerekiyor. Dolayısıyla “asa veya değnek sahibi olma” buyruğuna uymayan esire değnek vurma müeyyidesini uygulama hakkını da içerir.                                                                                                           Hayyetun kelimesine yılan anlamı vermek bizce hatalıdır. Çünkü hayy(diri)  kelimesinin müennesi de hayyetun kelimesidir. Asanın hayatta olması ise Mısır asilzadeliğini bırakan Musa a.s’ ın asası iktidarsız kaldığından ölmüştü. (Yani Firavun’un sarayında yetiştiği için Mısır imtiyazlı kesiminin tüm haklarından yararlanıyordu.Fakat sonra Firavun taraftarlarından yana tavır koymadığından, haklarını da kaybetmişti) Şimdi Allah nubuvvet gücüyle tekrar asasının dirileceğini  BUYURMA gücüne tekrar kavuşacağını müjdeliyor.Ayetlerde asa kelimesine  geçmiş cümlelerde de müennes muamelesi yapıldığı ve asaya diri demek için mecburen HAYY kelimesinin müeennesi olan HAYYETUN kelimesinin kullanılacağına dikkat edilmelidir. 21. Ayette tekrar eski haline döndürececeğiz derken zulumden yana olacaksın demek değildir. Tekrar buyurma gücüne kavuşacaksın demektir.

22.Ayete de “elini sol yanına sok” yerine “kendi taraftarlarına uzat” anlamı vermenin daha sağlıklı olacağını düşünüyoruz.Cenah ortasından bölünmüş bir şeyin iki kanadı olduğuna göre( bu gün futbolda bile kullanılan bir kelime “sol cenah çöktü” gibi) kendi tarafdarlarıyla sıkı bir ilişkiye girmesi tüm peygamberlerin yolu olmuştur. Ayrıca peygamberimiz sık sık kendine tabi olanlardan el el üstüne koyarak biat almıştır.Eli bembeyaz çıkarmak şeklinde terceme edilen kelime de bize göre türkcedeki “yüzün ak çıksın” anlamında yani “başına kötü bir olay gelmesin, işler yolunda gitsin” şeklinde anlamak gerekir.

“Mucizelerimizden bazılarını göstermiş olalım” cümlesine gelince ayette “mucize” değil “ayet” kelimesi geçiyor.Mucize kelimesi de arapça bir kelime.Olur olmaz her ayet kelimesini mucize diye terceme etmenin iyi bir yol olmadığına inanıyoruz.Ayet olunca “delil” anlamının daha ağırlıkta olacağını düşünüyoruz.

Genel kategorisine gönderildi | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

BODRUM NOTLARI….

(KUŞADASI,MARMARİS,FETHİYE, BEYŞEHİR NOTLARI….)

Öncelikli olarak Bodrum’da bulunduğum süre içerisinde kahrımı çeken ESKİ ÇEŞME OTELİ Sahibi  Metin bey ve personeline teşekkür etmek istiyorum.Yine BODRUM da bulunan hemşehrim RAMAZAN ARAN’ a da gösterdiği misafirperverlik için teşekkür etmeliyim. Hakeza Kuşadası’nda bulunduğum sürede samimi konukseverliğiyle beni ağırlayan Emniyet Lokali sorumlusu MUSTAFA ALİ TARHAN, AHMET VURAL,ABBAS PEHLİVAN,  ABDULLAH ARI,DUMLU kardeşler ve diğer KONYA HADİMLİLER DERNEĞİ ÜYELERİ’ ne de teşekkürü bir borç bilirim.

Bu seyahatimde dikkatimi çeken bazı gözlemlerimi okuyucularımla paylaşmak istiyorum.Kış nufusunun dört beş katı turist gelen tatil beldelerimizde birinci dikkatimi çeken şey insanların buralarda yabancılık çektikleridir. Belediye veya başka bir kamu kurumu mesela Turizm Bakanlığı’nın buralardaki yerel teşkilatları şehirlerin bazı önemli noktalarına büyük şehir haritaları koyarsa önemli cadde ve sokaklar,  oteller gösterilirse insanlara büyük kolaylık sağlayacağını düşünüyorum. Bu haritaların sponsorluğunu da haritada yer almak isteyen otel ve işletme sahipleri yapabilir.. Bu fikrimi büyük şehir belediyeleri de uygulamalıdır.Bir çok şehirde başka bir mahalleye giden insanlar bile zorluk çektiğine göre belediye otobüslerinin hatları ve dolmuşların hatları büyük haritalarda gösterilmelidir diye düşünüyorum.Bu haritalarda taksi durakları ve taksi duraklarının telefon numaraları da olsa iyi olur.

Bodrum’da dikkatimi çeken bir başka şey sıhhi tesisattan deniz suyu tadında bir su akması oldu.Bodrum’un bir diğer sorunu da ciddi bir ulaşım sorunu yaşamasıdır. Sokak ve caddelerin çok dar olduğunu gördüm.(Emin Anter Bulvarı hariç) İki noktada lağım kokusu olduğunu gördüm.(Gümbet yeldeğirmenlerine giden Askeri  tesislerin yakının daki yamaç ve plaja inen yol) Sahil belediyelerinin başarılarını değerlendirirken benzeri sahili olmayan belediyelerin yaklaşık 10 katı emlak vergisi topladıklarını gözönünde bulundurmak gerektiğini söylemeliyim.(Çünkü sahillerde emlak metrekare birim değerleri yüksek olduğundan bu toplanan vergiye de yansıyacaktır.) Sahil belediyelerinin bir başka farklı gelirinin işletmelerin çok olması nedeni ile açılış harcı ,ilan reklam vergisi gibi gelirlerinin diğer belediyelerden çok olacağı da göz önünde bulundurulmalıdır.

Bodrum yaklaşık %55 oranında yerli turist çeken bir yer.Kalan %45 i ise ağırlıklı olarak İngiliz turistlerin başı çektiği yabancı turistleri ağırlayan bir ilçemiz. Gümbet bölgesi ağırlıklı olarak yabancı turistleri ağırlayan bir bölge. Türk oyuncu ve sanatcıların ve yerli turistlerin ağırlıklı olarak sectiği yerlerin ise Türkbükü, Bitez, Turgut Reis, Gölköy,Gümüşlük, Yalıkavak tarafları olduğu söylenebilir.Patron ve işadamlarının sectiği bölge ise Torba ve Güvercinlik tarafı denebilir. Bazı basın ve yayın kuruluşlarında falan sanatcı bikiniyle yakalandı gibi haberleri duymadığımız gün yoktur.Fakat gözardı edilen sanki bu sanatcılar diğer zamanlarda pantolonuyla dolaşıyormuş gibi anlatılması bir kandırmacadır. Hatta aslında bu sanatcılar yakalanmak için! Bodrum’a gelmektedir. Soyunmaktan başka bir özelliği olmayan bu kişileri ikiye bir haber konusu yapmak yayın organlarımızın mesela yıllarca bilim yapmış , bilim insanlarına karşı yapılan bir haksızlığıdır. Bu basın ve yayın organlarında falan  Prof.la yapılmış bir söyleşi, veya filan bilim adamının beyanatını bulmak zordur.Ve basınımızın seviyesini gösterir.

Bodrum yarımadasının parçalı bir yerel yönetim yapısının olmasının ulaşım gibi bir çok sorunun çözümünde olumsuz rol oynadığını düşünüyorum .Bu açıdan bakınca belki Torba ve Güvercinlik dışında,Bitez,Yalıkavak,Turgut Reis,ve Gümüşlük tarafının Bodrum merkez ilçe içine alınmasının gerekli olduğunu sanıyorum.

Bodrum’un bir başka özelliği zannedersem Türkiye’nin en pahalı ilçesi olmasıdır.Bu yıl görmem mümkün olmadı ama,benzeri ilçelerden Fethiye ve Marmaris’in Bodrum’a nisbetle daha ucuz olduğunu düşünüyorum.Kuşadası ise büyük şehir özelliği kazandığından ucuz ve pahalı yerleri barındırır bir görüntüsü var. Doğal güzellik dikkate alındığında iç turizm de Bodrum’un  Fethiye’den daha iyi ün yapması bence Fethiye’ye yapılan bir haksızlıktır. Doğal güzellik açısından Fethiye;Bodrum ,Marmaris,ve Kuşadası’ndan tartışılmaz bir şekilde daha güzeldir.Bodrum’un plajları hemen hemen birbirinin aynıdır.Burda Torba ve Güvercinlik’i ayırmak gerekir. Fethiye’nin ise Katrancı Koyu, Ölüdeniz, Aksaz Koyu, Çalış ve tabiiki Göcek hepsinin ayrı bir güzelliği var.Ve tekne turu açısından Bodrum,Marmaris ve Kuşadası’nda hemen hemen aynı manzarayı yaşayacaksınız.Ama Fethiye çok daha bir çeşitliliği sunar.Bu tatil beldelerimize gelen insanların yaşadığı önemli sorunlardan birisi de bedava plaj (halk plajı)nın neresi olduğu sorunudur.Marmaris ve Fethiye’de bunu anlamak nisbeten daha kolay.Fakat Bodrum’da belediyeye ait plajların bence bir levha ile belirlenmesi ve bedava olduğunun yazılması isabetli olacaktır diye düşünüyorum.Zira bedava sandığınız bir yerde başınıza birisi dikilip şezlong parası,ve bir şeyler yer içerseniz para almayız teklifi ile karşılaşabilirsiniz.Ayrıca bedava olan plajın yakınındaki işletmeler bedava yer kendilerinin miş gibi size bir şeyler satma acıkgözlüğünde bulunabilir.

Tatil beldelerimize çok sayıda yabancı gelmesi nedeni ile kültürler arası diyalog ve çatışma alanlarının da buralar olduğunu düşünüyorum. Şu ana kadar ki uygulamalar kültürel unsurları bize yabancıların verdiğini, bizim onlara bir şey vermediğimizi gözlemledim. Avrupa kültürünün unsurları sayılabilecek Bar,gazino,disko,ve tabiiki bunun yanında alkol onların bize verdiği şeyler.Ayrıca çıplaklık kültürünü de buna ilave etmek gerekir.Bunun yanında olur olmaz yerde sevişen ikililere aşinalığımız ve alışkanlığımız da ordan gelen şeyler. Kuşadası’nda bir bölgenin adı “Kadınlar Denizi”. Bu ifade birde “Erkekler Denizi” ini çağrıştırıyor.İslami ölçülerin egemen olduğu yıllardan kalma tatlı bir anı gibi duruyor. Kültürel diyalog ve çatışmanın yaşandığı bu beldelerimizde cemaatlerin faaliyetlerinin son derece cılız, bazı cemaatlerin ise hiç olmadığını gözlemledim.Muğla ilinde toplam 4 noktada İmam Hatip Lisesi ve Anadolu İmam Hatip Lisesi bulunduğunu öğrendim.Yine hakeza Aydın ilindede 4 noktada İmam Hatip Lisesi ve Anadolu İmam Hatip Lisesi bulunduğunu öğrendim.Turistlerin çok yoğun geldiği Marmaris, Bodrum,Datca, Dalaman, gibi ilçelerde İ.H.L yok. Sadece Fethiye’de İmam Hatip Lisesi var.Bu lisemizde eğitim verdiği öğrenci sayısı, bina büyüklüğü açısından (Çok ayrıntılı bilgilere ulaşmak mümkün olmadı ama…) küçük bir okulumuz.

Aydın ilimize bağlı Kuşadası, Didim, ve İzmir ilmize bağlı Çeşme ilçemizde de İ.H.L yok.Ege’nin turizm bölgesine en yakın iki İ.H.L miz Aydın/Söke ve Muğla/Milas..

Bir başka gözlemim ise erken saatlerde almazsan Akit, Yeni Şafak, Milli Gazete, Yeni Söz, Star,Bugün.. gibi gazetelerin öğleden sonra bayilerde olmadığıdır. Bazen Türkiye ve Zaman’da bulunmuyor.

Turizmimizde bir başka olgu; turizm personelinin genelde okumamış insanlardan oluşmasıdır.Turizm personeli olmak okumanın bir alternatifi olarak genelde okumayan insanların istihdam edildiği bir alan olagelmiş.Dolayısıyla yabancı dil bilgisi de mutfak ürünlerinin adları, fiyat söyleme gibi pratikten öğrenilmiş, soyut alanları ifade etmeyen bir söylemle sınırlı kalmış.Ama bu insanlar yabancılara karşı bizi ve kültürümüzü temsil etmektedir. Kültürel goller yememizin altında yatan gerçeklerden birisi de budur.

Cemaatler bol yardım topladıkları bölgelere tüm yatırımlarını yapmak yerine bir kısmını kültürümüzün dialoğu ve çatışması için, Yabancı dil bilgisi ve dini-kültürel bilgisi iyi olan elemanlarını buralara kaydırmalıdır diye düşünüyorum.Ve tabiiki ciddi yatırımlar da yapmak gerekir.Mesela İmam Hatipliler Vakfı Bodrum’a, Gönüllü Kültür Teşekkülleri Vakfı da Kuşadası’na birer Anadolu İmam Hatip Lisesi yaptırmalı ve yanına da resmi müfredat dışında dil eğitimi veren bir dersaneyi oluşturmalıdır.

Yabancılara yokmuş gibi davranan, “turizmi yasaklamak gerekir bizden çok şey aldı götürdü” gibi hayıflanmalar boşunadır.Ve dünyaya kapanan dünyada olup bitenden haberi olmaz. Fakat sadece alan bir kültür, ilerde bir çok sorunun da kaynağı olacaktır.Bodrum da bir işletme sahibinin “Türklerde tatil mantalitesi yok”diye hayıflandığında “Tatil beldelerinde Türklere (Müslümanlara) özgü bir tatil mantalitesi var mı” diye sormuştum.Zira her işletmenin önü plaj arka bar, restaurant daha da arka otel.Akşam plaj restauranta dönüşüyor tabi..

Fethiye yabancı turist profili açısından ağırladığı turistin yaklaşık %65 i gib bir oranda yabancı turist olduğunu düşünüyorum. Bunların büyük çoğunluğunu da İngilizler oluşturuyor.Zaten Hisarönü mevkiiinde önemli sayıda mülk alan ingiliz mevcut. Marmaris ise 1/3 oranında İngiliz ve 1/3 oranında İskandinav ülkeleri,1/3 oranında yerli turist ağırlıyor.Protestan ve kuzey ülkeleri kadınlarının üstsüzlüğe daha meyilli olduğunu sanıyorum. Kuşadasını ise  turist çeşitliği açısından daha zengin ve öğrenebildiğim kadarı ile İrlandalı turistlerin yoğun geldiği bir yer. Ve sadece yazlığı olan Türk turistlerin ilgi duyduğu bir yer.

Başlıkta Beyşehir’den de bahsetmiştik.Beyşehir Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü kenarında kurulmuş 33 bin civarında merkez nufusu olan bir yer.Beyşehir çok az sayıda yabancı turist alır.Beyşehir daha çok Konya şehrinin tatil beldesi olarak bilinir.Şehre 15 km uzaktaki Karaburun Plajı yaklaşık 2-3 km uzunluğunda doğal kumdan oluşur.Beyşehir plajının kumunu ne Bodrum’ da ne Marmaris’de,nede Fethiye de  bulamazsınız. Gündüz plaj akşam restaurant yapılan ve çok sayıda kişinin çiğnediği Bodrum Plajlarında şezlonga ihtiyaç duyarsınız.Ama Beyşehir’de duymazsınız.Sadece kadınların girebileceği kapalı bir bölüm de mevcuttur.Beyşehir plajının kötü yanı ise genelde araçlarıyla gelen insanların uğradığı bir yer olması nedeni ile plajda etkin çalışan bir marketin olmamasıdır.Çadırını kendisi getirecek misafirler için ideal bir yerdir.Tabiiki ihtiyaclarınızıda getirmek gerekir.Göl kıyısındaki restaurantların(10-15 civarında) yaklaşık yarısının içkisiz yarısının içkili olduğunu söylemeliyim.

Yazımı bitirirken bana muhasebe müdürlüğü teklif ederek özgüvenimi artıran (Bitez de miydi) otel sahibi kişiyide anmadan geçemiycem.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

DUYURU

Bir kaç tane sitede yazma talebi geldi. Sitede yazmak isteyenlere sitemiz açıktır. Gelen yazılar değerlendirildikten sonra yayınlanacaktır. Yayınlanmayan yazıların muhafazası tedbirlerini yazar kendisi alacak; sitemiz yayınlanmayan yazıların iadesini garanti etmez.Yazılar word belgesi formatında alituglu@hotmail.com adresine gönderilmelidir.Yazılar için herhangi bir ücret ödenmemektedir.Yazıların kanuni ve fikri sorumluluğu yazara aittir.

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

HARUT VE MARUT KISSASI (SİHİR-BÜYÜ)

Kuran-ı Kerim Harut ve Marut kıssasına sadece bir ayette (2 Bakara 102) değinmiştir.Bu ayeti kerimenin mealini günümüz alimlerinden Ali BULAÇ’ın mealinden alarak konumuzu işlemeye başlayacağız.

  • 102-Ve onlar,Süleyman’ın mülkü (nübüvveti) aleyhinde şeytanların uydurduklarına uydular.Süleyman ise küfretmedi; ancak şeytanlar küfretti. Onlar insanlara sihiri ve Babil’deki iki meleğe Harut ve Marut’a indirileni öğretiyorlardı.Oysa o ikisi :”Biz yalnızca bir fitne (denemeden geçiren kimse)yiz, sakın küfretme”demedikçe hiç kimseye ( bir şey) öğretmezlerdi.Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı.Oysa Allah’ın izni olmadıkça onunla hiç kimseye zarar veremezlerdi.Onlar ise kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı .Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiç bir payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kadar kötü; bir bilselerdi

Burada Meleklerin(Harut ve Marut) öğrettiği şeyin ne olduğunu düşünmemiz gerekir.Lazım ve gerekli bir şey ki öğretiyorlar.Ancak kötüye kullanılabilen bir şey ki uyarıyorlar.Güzel ve insan fıtratına uygun söz; düşünce ve inanç yaymak isteyen herkese lazım olan bir şey.Dolayısıyla müslümana gerekli bir şey.Böyle bir becerisi olmayan insanın düşünce yayma iddiası kupkuru bir yalandır.Zat-ı Zülcelal Musa Kelimullah’ı (A.S) zamanın diktatörü Firavun’a gönderirken bile “güzel söz söyle” buyuruyor.Güzel söz bir çok insanı kendimizin hükmü altına girmesini sağlar.”Güzel söz yılanı deliğinden çıkarır”şeklinde bir atasözümüz de vardır.Ancak güzel söz süslü kelimelerden oluşan söz değildir.İnsanın içine akıp giden insan yaradılışına(psikoloji) uygun, ve herkes için aynı olmayan fakat temel prensipleri herkese geçerli olan sözdür.Dolayısı ile böyle bir söz karşıdaki insanı etkiler.Ancak bu etkileme gücü müsbet(olumlu) yönde olabileceği gibi menfi (olumsuz)yönde de olabilir.İşte insanları etkileme ilmini öğrenir dinin anlatılması ,Rabbani gerçeklerin yayılması,müsbet yönde kullanırsanız tebliğ (gerçekleri yayma) yapmış olursunuz,ancak menfi yönde ve kendi şeytani arzularınız istikametinde kullanırsanız büyü yani sihir yapmış olursunuz.Ayet-i Kerime’de “karıyla kocanın arasını açacak şeyi öğreniyorlardı” diyor.Demekki öğrendikleri ilmi kadın ayartma ve zina yapmada kullanıyorlar.

Burada metnini ve kimin tahriç ettiğini hatırlamadığım bir Hadis-i Şerif’den bahsetmek istiyorum mealen “Güzel sözde büyü etkisi vardır”

Dolayısıyla büyü ile bir takım olmazların oldurulabileceği, olağan dışı işler başarılabileceği gibi inançların İslam’la bir alakası olmadığını düşünüyoruz.Sonuçta büyücülerin otorite sahibi olmasına yarayan bu inançlar malesef müslümanlar tarafından yayılmaktadır.Eğer bir büyüden söz ediyorsak insanları etkileyebilen bir sahtekardan bahsediyoruz demektir.

Ayet büyücülerin ahirette bir nasibi olmadığını da belirtiyor.Allah hepimizi korusun.

    Genel kategorisine gönderildi | 1 yorum